Tabiat Eczanesi

ÇÖREKOTU : HER DERDE DEVA

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) 14 asır önce şöyle buyurmuştu: “Şu kara tanede (çörek otu) ölümden başka her derde deva vardır.”

O zamanlardan günümüze kadar geçen asırlar boyunca, bu ufak taneli gıdada her hastalığa şifânın olabileceğine birçok kimse dudak bükmüştü. Maren Franz adlı bir Alman çörek otunun sağlığımız üzerindeki faydalarını araştırıp, bu konudaki yayınları bir araya getirdi. Sonuçta:”Tabiattan Gelen Şifâ Kaynağı: ÇÖREKOTU” adıyla dilimize tercüme edilen 96 sayfalık bir kitap ortaya çıktı. Üstelik, Peygamberimizin çörek otuyla ilgili hadisinin kendisini uyardığını ve bu sözü rehber alarak bu kitabı hazırlamaya giriştiğini önsözde belirterek…

Bu yazımızda Maren Franz’ın kitabından yola çıkarak, çörek otunun mucizevi tesirlerini tanıtmaya çalışacağız.

Çörek otu niçin değerli?

Çörek otunun tohumunda doymamış yağ asiti, eterli yağ, vitaminler ve organizma için zaruri olan ve çok az miktarda tüketilmesi gereken değerli maddeler bulunur. Bu maddelerin karışımı, hasta kişinin iyileşmesine vesile olur.

Çörek otu tohumunda bulunan doymamış yağ asitinin metabolizmaya müsbet yönde tesir ettiği, bağışıklığı arttırdığı ve allerjiyi durdurduğu ispatlanmıştır. Bu sebepten çörek otunun astım, bağışıklığın zayıflığından meydana gelen marazlar ile sinir ve deri hastalıklarında başarılı sonuçlar vermesine şaşırmamalıdır.

Bu iyileştirici tesir, çörek otunu yemeklerde de kullanılan ve sevilen bir gıda haline getirmiştir. Zamanımızda özellikle ABD ve Avrupa’nın büyük ülkelerinde çörek otuna talep çok artmış, istekler karşılanamaz hâle gelmiştir. Almanya’da ise çörek otu tohumu ve yağı, saf veya hap şeklinde eczanelerde ve baharatçılarda yer almaya başlamıştır.

Savunma sistemimiz ve çörek otu:

Sağlam bir savunma sistemine sahip olan kişi, kendini genelde iyi hisseder ve nâdiren hastalanır. Çünkü rahatsızlıklara karşı mukavemeti fazla demektir. Böyle olunca mikrop, virüs ve mantarlarla baş edebilir.

Savunma sistemi zayıfladığında, şu hastalıklar ortaya çıkabilir:

•Mikroplu hastalıklar, bilhassa sık sık grip olma ve mesane iltihabı.
•Deri, mukoza ve bağırsakta mantarların oluşması.
•İnatçı herpes (uçuk).
•Sindirim sistemi bozukluklarından meydana gelen ishâl ve zayıflama.
•Kaşıntılı deri hastalıkları.
•Kronik (müzmin) rahatsızlıklar.
•Kanda dolaşım bozukluğu, yüzde belirli solukluk.
•Kronik yorgunluk.
•Cinsî isteksizlik.
•Uyku bozuklukları

Saymış olduğumuz bu hastalıklara yakalanmamak için savunma (immux) sistemimizin kuvvetli olması gerekir. Çörek otunun ise, immun sistemi güçlendirdiği binlerce yıldan beri bilinmektedir. Çörek otu, savunma sistemini dengelemekte ve mümkün olduğu kadar iyi çalışmasını sağlamaktadır.

Çörek otunun bu özelliği nereden kaynaklanır? Bilim adamları, bu sorunun cevabını modern teknolojinin yardımıyla bulmuşlardır. “Çörek otunun tohumunda organizmayı destekleyen yüzden fazla madde vardır.”

Kara mucizenin muhtevası:

Çörek otunun tohumunda takriben %38 oranında karbonhidrat, %35 oranında çeşitli yağlar, %21 oranında da albumin bulunur. Geri kalan %6 ise, yüzden fazla maddeden oluşur. Bu orana çok değerli olan doymamış yağ asitleri de dahildir. Linolen asidi, alfa linolenasidi ve iç yağı bunlar arasındadır. Eterli yağlar olarak kofur, nigellon, alfa-pinen vb. mevcuttur. Çok az miktarda bazı vitaminler (B1, B2, B6 folasidi niacin), mineraller (demir, kalsiyum, magnezyum, çinko ve selen) ve amino asitleri vardır.

Doymamış yağ asitleri ve eterli yağ, savunma sisteminde çok yararlıdır. Vitamin ve mineraller, savunma sisteminin işlemesinde önemli rol oynar. Çörek otunun tesiri, çok sayıdaki bu maddelerin karışımından gelmektedir.

Doymamış yağ asitlerin faydaları:

Doymamış yağ asitleri, metabolizmaya yardım eder. Hücrelerin büyümesi, gelişmesi ve yenilenmesinde yine buna ihtiyaç vardır. Ayrıca vücudun ihtiyacı olan hormonların gelişmesinde yardımcı olur. Yine alerjik sinyaller gönderen histamin gibi maddelerin artmasını engeller.
İşte doymamış yağ asitlerin faydaları:
•Hormanların yapımına katkıda bulunduklarından, sağlıklı bir savunma-hormon ve sinir sisteminin oluşumunu sağlar.
•Savunma ablukasının kaldırılmasında yardımcı olur.
•Savunma hücrelerinin gereğinden fazla çalışmasını engeller.
•Hücrelerin dağılımı, yenilenmesi ve hücre duvarlarının sağlam olmasına katkıda bulunur.
•Kandaki kolesterolü normale döndürür.
•Kan damarlarının gerginleşmesini ve dolaşım hızını tanzim ederek tıkanmayı önler.
•Tansiyonu düşürüp damar sertleşmesi ve kalp enfarktüsü riskini azaltır.
•Yaraların çabuk iyileşmesine, derinin pürüzsüz olmasına yardım eder.

İnsan vücudu, doymamış yağ asitlerini üretemediği için, dışarıdan almaya mecburdur. Bir gram çörek otu yağı, bu açıdan günlük ihtiyacımızı karşılamaktadır.

Çörek otunun diğer tesirleri

•Çörek otundaki nigellon ve alfa-pinen gibi eterli yağlar, solunum borusunu genişletip kramp gidericidir. Ayrıca ifrazı geliştirip öksürüğü hafifletir. İltihap giderici, ağrı dindirici ve idrar söktürücüdür. Devamlı kullanımda kan şekerini düşürür.
•Çörek otundaki B1, B2 ve B6 vitaminleri, birçok enzimlerin üretiminde önem taşır. Zira bunlar, savunma ablukalarını yok eder ve boyun altı bezini; dolayısı ile savunma sistemini güçlendirir. Folasidi vitamini ise, kalp ve tansiyon hastalıklarının riskini azaltır. Bunun yanısıra hücre yenilenmesinde de lüzumlûdur.
• Beta karotin, A, E ve C vitamini, selen gibi antioksitler vücudun savunma sistemini güçlendirir. Selen, vücudun zehirli maddeleri atmasında yardımcı olur.

Çörek otunun faydaları:

Bu kadar mükemmel olarak yaratılan ve Efendimiz’in (a.s.m.) methine mazhar olan çörek otu, bütün bu özellikleri ile:

•Mikrop, virüs ve mantarlara karşı öldürücü tesire sahiptir.
•İfraz boşaltıcı ve solunum borusunu genişleticidir.
•Kan şekerini düşürür.
•Damar hastalıklarını önler.
•Hazmı kolaylaştırır.
•Vücuttaki zehirleri süzerek atar.
•İdrar söktürücü özelliği ile safraya iyi gelir.
•Yaraların çabuk iyileşmesini ve hücrelerin yenilenmesini hızlandırır.
•Alerjiyi önler.
•Savunma sistemini dengeler.
•Hormon sistemini ve ruh hâlini sağlamlaştırır.

Özel hallerde faydaları:

•Çörek otu, müzmin hastalıklarda şaşırtıcı iyileşmeler sağlar. Çocuklarda özellikle sinir ve deri hastalıklarına, astım ile alerjiye iyi gelir.
•Çörek otu ürünleri (yağ ve ezilmiş bal karışımlı) hamilelik devresindeki şikayetleri azaltır. Yan tesiri olmayıp, bu devredeki hanımlara ve bebeklerini ana sütüyle besleyenler için süt kalitesinin bebeğe daha yarayışlı olmasını sağlar.
•Egzamalı deriye sık sık çörek otu yağı sürüldüğünde deri çabuk iyileşir. Yine deri hastalıklarında mikrop öldürücü tesirinden dolayı çok fayda verir.

Bazı Hastalıklarda Çörek Otu:

•Hazım zorluğu ve mide şişkinliklerinde çörek otu eskiden beri bilinmektedir.
•Hemoroide iyi gelir, çünkü damarları güçlendirir ve kan dolaşımını hızlandırır.
•Romatizma, şeker hastalığı ve kolesterolün yükselmesi gibi metabolizma hastalıklarına faydalıdır.
•İktidarsızlık ve kısırlıkta yine yarar verici tesire sahiptir. Çünkü çörek otu, cinsî hormanları tanzim etmekte, bedenî ve ruhî olarak zindelik ve dinçlik vermektedir.
•Çörek otu yağı kadınlardaki ay hâli sancıları ve diş ağrılarına karşı yine başarıyla kullanılmaktadır.

Sağlıklı olmak için çörek otu kürü:

Tabii muhtevası ile savunma sistemine, metabolizma ve hormonlara iyi gelen çörek otu, vücudu toksin adı verilen zehirli maddelerden temizler, kan dolaşımını güçlendirir ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Cildi parlaklaştırır. Düzgün bir cilde, parlak saç ve gözlere sebep olur. Sağlıklı ve hayat dolu bir görünüm sağlar.

Çörek otu savunma (immun) sistemini güçlendirdiğinden, kanser, AIDS gibi çağın hastalıklarına karşı tavsiye edilmektedir. Yine tansiyon ve ateş düşürücü ve tabii antibiyotik tesirleriyle yaygın hastalıklara şifâ olmaktadır. Başta astım ve polen alerjisi olmak üzere alerjik hastalıklara, saç dökülmesine ve kepeğe karşı da tesirlidir.

Maren Franz’ın kitabından naklettiğimiz bu satırlar, çörek otunu “ölümden başka her derde deva” olarak tarif eden Peygamberimizin(a.s.m.) yüceliğini gözler önüne sermektedir. Çünkü Efendimiz(a.s.m.) çörek otunun daha yeni keşfedilen bu mucizevî özelliklerini asırlar öncesinden görmüş ve bunu da, kıyamete kadar gelecek olan insanların en iyi anlayacağı şekilde ifade etmiştir:

“ÇÖREK OTUNA KIYMET VERİN. ZİRA O ÖLÜMDEN BAŞKA HER DERDE ŞİFADIR”

DOÇ. DR. SEFA SAYGILI

***************************************************************

Antep fıstığı ve kayısı protein deposu

Uzmanlar, Antep fıstığı ve kayısının vücudun protein ve vitamin ihtiyacını karışladığını, kalp sağlığı açısından da ilaç vazifesi gördüğünü açıkladı. Yapılan araştırmalara göre Antep fıstığı ve kayısının protein ve vitamin açısından besin deposu olduğu bildirildi. Uzmanlar, 100 gram Antep fıstığının vücudun günlük protein, vitamin ve fosfor ihtiyacının yüzde 35’ini karşıladığını belirtti.

Antep fıstığının protein yönünden 2 kat, fosfor yönünden 4 kat sığır etinden daha üstün olduğunu açıklayan uzmanlar, “Antep fıstığı şeker hastalığında kullanılabilir. İnce bağırsakta glikoz emilimini azaltır ve kan şekerinin yükselmesini önler. Kalp için Antep fıstığı kalp sağlığını korumada da önemli bir ilaç vazifesi görür. Akciğer için iyi bir iltihap temizleyicidir. Göğsü yumuşatarak ağrılarını hafifletir, öksürüğün geçmesine yardımcı olur” dedi.

VİTAMİN DEPOSU KAYISI

Kayısının A vitamini yönünden çok zengin bir meyve olduğu belirtildi. Kayısı A, B, C vitaminleri, protein, bol miktarda şeker ve madeni tuzlar ihtiva eden bir meyvedir. Cildi, mikrop ve mantarlardan korur, güzelleştirir. Gözlere parlaklık verir. Bağırsak tembelliğini giderir. Kalp kaslarını kuvvetlendirir. Safra bezlerini temizler, böbrekleri çalıştırır. Sinirleri güçlendirir. Aç karnına yenildiğinde kabızlığa iyi gelir.
Açlık sıkıntısı çekenlerin yanlarında mutlaka kayısı bulundurmaları gerektiğini ifade eden uzmanlar, açlıktan kan şekeri düştüğü zaman kayısı yenildiği takdirde kan değerinin dengeye geleceğini açıkladı.

************************************************

Sağlık İçin Bol Soğan Ve Sarmısak

Yiyeceklerinde bol soğan ve sarmısak kullanan kişilerin, bazı kanser türlerine yakalanma riskinin azalabileceği bildirildi. İtalya ve İsviçre’de yapılan 8 araştırmanın incelemesi, bol soğan ve sarmısak yiyen yaşlı yetişkinlerin, bağırsak, yumurtalık, gırtlak ve böbrek gibi bazı kanser türlerine yakalanma risklerinin en düşük seviyede olduğunu gösterdi.
Sonuçları American Journal of Clinical Nutrition’da yayımlanan araştırmada, hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar ve belirli kanser hücrelerinin labarotuvarda incelenmesiyle, soğan ve sarmısağın içindeki bazı bileşiklerin, tümörlerin büyümesini engel olabileceğinin görüldüğü, sarmısaktaki sülfür bileşikleri ve soğandaki antioksidanların bu koruyucu maddeler arasında yer aldıkları belirtildi.

Söz konusu araştırmaların her birinde, sağlıklı yaşlı yetişkinlerle bir tür kansere yakalanmış hastaların karşılaştırıldığı ve her iki gruptan da beslenmeleri, fiziksel aktiviteleri ve diğer alışkanlıklarıyla ilgili ayrıntılı bilgi vermelerinin istendiği bildirildi.

İncelemenin yazarı doktor Carlotta Galeone’ın ekibi, haftada 7 ya da 8 porsiyon soğan yiyen kadın ve erkeklerin, bağırsak kanserine yakalanma riskinin bu sebzeden sakınanlardan neredeyse yüzde 50, sarımsak yiyenlerin yüzde 25 daha az olduğunu gördü.

 ******************************************************

Ihlamur Her Derde Deva

Grip ve nezle hastalıklarının tedavisinde etkili olan ıhlamurun birçok derde deva olduğu bildirildi. Ihlamurun insan vücuduna sağladığı faydalar saymakla bitmiyor.

Grip ve nezle hastalıklarının tedavisinde etkili olan ıhlamurun birçok derde deva olduğu bildirildi.

Kış aylarının vazgeçilmez içeceklerinden biri olan ıhlamurun insan vücuduna sağladığı faydalar saymakla bitmiyor. Öksürük ve balgam için ıhlamurun kaynatılıp içildiğinde göğsü yumuşattığı, ciltte bulunan lekelere karşı da kaynatılmış ıhlamur suyunun sürülmesinin faydalı olduğu belirtiliyor. Grip ve nezle olan insanların ıhlamur içmeyi ihmal etmemeleri gerektiğini vurgulayan uzmanlar, bu tür hastalıklarda ıhlamurun terlemenin yanında vücudun direncinin artmasında da faydalı olduğunu açıkladı.
Kaynatılan ıhlamur suyu ile saçların yıkandığı zaman saç köklerinin beslendiğini ifade eden uzmanlar, ıhlamurun saç dökülmesine karşı tedavi edici olduğunu dile getirdi. Sabah aç karnına içilen ıhlamurun zayıflamak isteyenlere de yardımcı olacağına işaret eden uzmanlar, aşırı ve fazla miktarda kullanılacak ıhlamurun, kalbe zarar vereceği hususunda da uyarıda bulundu.

***********************************************************

Tabiat Eczahanesinden Kekik

Yeryüzü her yönüyle bizler için hazırlanmış ve sayısız nimetlerle donatılmıştır. Dünya hikmet nazarıyla incelendiğinde, onun hem bir mesken, hem bir erzak deposu, hem de bir eczahâne olduğu görülür. Bitkilerin birçoğu potansiyel ilâç deposudur. Şifalı bitkiler bakımından ülkemiz zengin kaynaklara sahip kılınmıştır. Şifa vesilesi bitkilerden biri olan kekiğin latince ismi Thymus serpyllum L.’dır. Buradaki “thymus” kelimesi Lâtincede, güç, kuvvet anlamlarına gelir ve kekiğin önemli bir özelliğini ifade eder. Tür ismini tanımlayan “serpyllum” ise, “serpere”den türemiş olup sürünmek mânâsına gelir. Bitkinin âdeta toprakta sürünerek yayılmasını tarif eder. Anadolu’da bölgeden bölgeye değişen ve bitkideki tür veya varyete şeklindeki farklılıkları gösteren mahallî isimlerin bazıları şunlardır: bilyal kekik (İzmir kekiği); kara kekik (İstanbul kekiği); toka kekiği (Sütçeler kekiği, yayla kekiği); beyaz kekik (Alanya kekiği); dağ kekiği (Suriye kekiği); İspanyol kekiği; sivri kekik ve Trabzon kekiği… Kökleri küçük, gövdesi odunsu olan kekiğin topraktan 10-20 cm yüksekliğinde, dört tarafından ince dallar çıkar. Kekiğin yaprakları, karşılıklı dizilmiş, 5-15 mm uzunluğa sahip, kısa saplı ve ovaldır. Mikroskopla bakıldığında, yaprağın zemininde kekik yağını salgılayan bezler görülür. Dallarının ucunda küre şekilli, hoş kokulu, koyu erguvan renk veya açık kırmızı renkte çiçekleri vardır. Haziran-eylül ayları arası çiçek açar. Meyvelerinin içinde küçük, yuvarlak tohumlar bulunur.

Akdeniz’e has bir bitki olan kekik, ballıbabagiller (Labiatae) familyasına mensup uzun ömürlü bir bitkidir. Bu gruba ait bilinen en eski kekik türü bahçe kekiğidir (Tymus vulgaria). Tabiat eczahânesinde kekiğe, tarla kenarlarında, yol ve orman kıyılarında, kumsallarda, 4.500 m yüksekliğe varan kayalık arazilerin kurak ve güneşli bölgelerinde rastlanır. Bu bitkinin ziraî üretimi, hususi şartlarda çimlendirilmiş fideleriyle veya tabiattan kökleriyle alınıp bahçeye dikilmesi yoluyla yapılır. Güneşli havaları seven, suya çok az ihtiyaç duyan kekik, yüksek dağ ve tepelik alanlardan hoşlanır.

Bitkinin tamamı, haziran-eylül arasında toplanır; yerden yaklaşık 3-5 cm yükseklikten kesilir, dalları ayrılır, yaprak ve çiçekleri koparılır ve havadar bir yerde ya kurutulur veya kekik suyu ve yağı yapılmak üzere işlenir. Ülkemizde bu bitkiden elde edilen ürünler iç ve dış pazarlarda satılmakta ve birçok insanımızın geçim kaynağını oluşturmaktadır. Isparta ve Antalya yörelerinde, tecrübeli üreticiler hasat mevsimi olarak eylül başlarını tercih ederler. Çünkü bitki bu dönemde tamamen çiçeklenir ve uçucu yağ bakımından istenen kıvama ulaşır. Erken yapılan hasatta ise, bu özellikler olmaz.

Şifa vesilesi kimyevî maddeler
Kekik, tarih boyunca değişik maksatlarla kullanılagelmiştir. Eski Mısırlılar mumyalama işleminde mantar ve bakteri gibi mikroorganizma üremesine karşı kekiği kullanırlardı. Günümüzdeki ileri teknolojik metotlarla yapılan araştırmalarda, kekiğin yaprak ve çiçeklerinde timol, simol, karkavoldan oluşan yüksek miktarda uçucu yağ, ayrıca saponin, fenolik bileşikler (acı madde), demir ve kalsiyum tuzları bulunduğu tespit edilmiştir. Kekiğe tıbbî olarak, iltihap giderici, ağrı dindirici, balgam söktürücü, güçlendirici, ferahlatıcı, immun sistemi takviye edici, dezenfekte edici ve hazmı kolaylaştırıcı özellikler verilmiştir. Batı dünyasında “fakirlerin antibiyotiği” olarak bilinen kekiğin, hastalığa sebep olan mikroorganizmaları ve virüsleri öldürücü vasfı, uzun süreden beri bilinmektedir. İnsanoğlu bütün bu bilgileri okuyup inceledikten sonra öğrenirken, karıncalar sevk-i ilâhîyle tabiattan topladıkları kekik tohumlarını, yuvalarının çevresine serpmektedirler. Karıncalar yuvalarını, kekikle sur gibi örerek, virüs ve bakterilerin saldırılarına karşı korunmaktadır. Bu hâdise, Rahmet-i Sonsuz’un en küçük varlıkları dahi ihmal etmediğinin, bilakis onları koruyup gözettiğinin açık bir delilidir.

Kekiğin kullanıldığı yerler
Kekik, baharat ve çeşni olarak özellikle çorbaları, et yemeklerini, salataları lezzetlendirmek ve eti terbiye etmek için mutfaklarda bulundurulur. Kurutulmuş kekik yaprağı ve çiçeklerinden hazırlanmış kekik çayıyla taze yaprak ve çiçeklerinden hazırlanan kekik yağı, nezle, bronşit, boğmaca, ses kısıklığı, grip, üşütme, astım, idrar yolu enfeksiyonları, kansızlık, sinir bozukluğu (nevrasteni), baş ağrısı ve strese karşı kullanılır. Kokusu uyarıcı ve iştah açıcıdır. Kekik yağı ayrıca, romatizma, gut, kas ve eklem ağrılarına karşı da faydalıdır. Ayrıca karaciğerin safra sentezini arttırıcı ve bağırsak paraziti düşürücü hususiyetleri de bilinmektedir. Yukarıda sözü edilen şikâyetlerden herhangi biri görüldüğünde, kekik yağı günde bir kesme şeker üzerine 2-3 damla damlatılarak alınır. Antiseptik hususiyetinden dolayı, seyreltilmiş kekik yağı, yara ve bit temizlemede, yanık ve morlukların tedavisinde kullanılır. Aşırı dozda kekik yağı kullanımı, tiroit bezinin aşırı çalışmasına (hipertiroid) sebep olabilir.

Osmanlı’dan bu yana şifalı olduğu bilinen kekik, halk arasında yaygın bir şekilde kullanılır. Kekik suyu özellikle mide-bağırsak rahatsızlıklarında bir miktar su ile veya sade olarak bir çay bardağı alınır. Bu tarz bir kullanım safra salgılamasını artırarak hazmı kolaylaştırır ve şifalı etkisi görülür. Bağışıklık sistemi % 80 oranında bağırsaklar üzerinden düzenlendiğinden, kekik suyunun bu sistemin düzenli çalışmasına da katkıda bulunduğu belirtilmektedir. Apse ve diş eti iltihaplanmalarında gargara olarak kullanıldığında fayda görülür. Gastrit ve mesane enfeksiyonlarında antiseptik ve antibiyotik tesir gösterir. Kekik suyu ile yapılan banyo, eklem ağrılarının tedavisinde ve zayıf bünyeli çocukların gelişiminde yararlıdır.

Nezleye karşı kekik
Kekiğe dair bir Alman atasözü vardır: “Nezle mutlaka birine bulaşır, ancak kekik alana değil.” Genelde gribin belirtisi olan nezle, burun iç duvarının enfekte olmasıyla ortaya çıkar. Çeşitli virüs türleri akut nezlesinin sebebi kabul edilir. Burundan çoğu kez başlangıçta sulu, daha sonra sümüksü bir sıvı akar. Hastalık, havadaki küçük damlacıklar vasıtasıyla bulaşır. Soğuk havalar, burun mukozasının geçirgenliğini bozduğundan hastalığın oluşumu hızlanır. Bu esnada kan damarlarının geçirgenliği de bozulduğundan, virüsler kolayca kana karışır ve hastalık süreci başlar. Üşümek, uykusuzluk gibi savunma mekanizmasını zayıflatan durumlar, vücudu hastalığa açık hale getirir. Böyle bir durumda, kekikten yapılmış çeşitli ilâçların alınması, bağışıklık sisteminin gücünü artırır bu durum enfeksiyon giderici tesir göstererek korunmaya vesile olur.

Tabiatın bir eczahane suretinde yaratılmasına kekik güzel bir misâldir. Bu da, kâinatta hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığını, sahipsiz olmadığını ve her şeyde çok ince hikmetler olduğunu gösterir.

1 Yorum Add your own

  • 1. ASLI  |  Mayıs 2, 2007, 1:33 pm

    sağlık ve yaşamla ilgil her türlü bilgi mevcut.

    Cevapla

Yorum bırakın

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed