Diş Eti Deyip Geçmeyin

Aralık 5, 2006 at 2:41 pm Yorum bırakın

Diş kayıplarının yaşlılıkta arttığı bilinen bir gerçektir. İlk önce küçük azı ve büyük azılar kaybedilir. 1990 yılında Ankara’da yapılan bir çalışmada, yaşlılarda dişsizlik oranının % 67 olduğu tespit edilmiştir. Bu rakamın en düşük (% 38) görüldüğü ülke ise, ABD’dir. Diş çekimlerinin çoğunlukla çürüğe bağlı olarak yapıldığına inanılmasına rağmen, diş kayıplarının önemli bir bölümü, şiddetli diş eti hastalığına (periodontal) bağlıdır. Fertlerin çoğunun farklı şiddette diş eti hastası olduğu bilinmektedir. Diş eti hastalığı, dişi çevreleyen ve destekleyen dokuların (periodonsiyum) iltihaplanmasıdır. Periodonsiyum; diş kökünü örten ve dişi çeneye yapıştıran çimento, dişi kemiğe bağlayan ipliksi bağlar (periodontal membran), çene kemiği ve diş etinden oluşur.

Günümüzde epey yaygın olan diş eti hastalığının şiddeti, sadece diş etini bozan gingivitisten, iltihabın çene kemiğine kadar giderek kemik erimesi ve sonrasında diş kaybıyla da sonuçlanabilen periodontitise kadar değişkenlik göstermektedir. İlerlemiş diş eti hastalıklarında bile ağrının çok yaygın bir belirti olmaması, hastalığın geç teşhis edilmesine ve yapılacak tedavideki başarının azalmasına sebep olur. Dolayısıyla hastalığın erken teşhis edilebilmesi için, öncelikle sağlıklı diş eti dokusunun özelliklerinin bilinmesi gerekir. Sağlıklı diş etinin rengi, açık pembe; ağız içine bakan yüzey yapısı, portakal kabuğu misali pürtüklü; dokusu sıkı ve diş üzerindeki sonlanması, bıçak sırtı formunda keskindir. Bu özelliklere sahip bir diş eti, çiğneme ve diş fırçalama esnasında kesinlikle kanamaz. Ancak diş eti hastalanmış ise, diş fırçalamada, sert besinlerin (elma, havuç gibi) ısırılmasında, çiğnemede ve bazen de hiçbir harici sebep olmadan kanayabilir.

Diş eti ile diş arasında vücudumuzun başka hiçbir yerinde görülmeyen bir oluk (cep) vardır. Bu oluk sağlıklı bir ağızda sadece 2 mm derinliğindedir. Klinikte diş hekimi tarafından ölçülen bu derinlik, diş eti hastalığının teşhisinde en önemli kriterdir. Hastalık şiddeti arttıkça derinlik artar.

Diş eti hastalıklarının başlayıp ilerlemesinde çeşitli faktörler olmakla birlikte, temel faktör, diş plâğı ve diş taşıdır. Diş plâğı; bakterilerden, diş etinin ölmüş hücrelerinden, tükürükteki bazı maddelerden ve bir miktar da yiyecek artıklarından oluşan yumuşak birikintilerdir. Diş plâğı, özellikle diş ile diş etinin birleştiği diş yüzeyinde olmak üzere ağızdaki protezler gibi diğer bütün sert yüzeylere yapışır. Diş plâğının bir gramında, ortalama 500 farklı türden oluşan yaklaşık 200 milyar bakteri bulunur. Ağız bakımının yapılmasından itibaren birkaç saat içerisinde bakteriler diş ile diş etinin birleşimindeki oluğun girişinde birikmeye başlar ve eğer ağız bakımı yapılmazsa, bu bakterilerin sayısı ilk 8 saatte mm2’de 10.000 ile 100.000 arasında değişir. Daha sonraki 24 saatlik sürede bakterilerin sayılarında 100 ile 1.000 kat artış olacak ve 1-2 gün sonra dişlerin üzerinde grimsi veya sarımsı diş plâğı görülmeye başlanacaktır.
Resûlüllah (sas) Efendimiz: “Eğer ümmetime zorluk vermeyeceğini bilseydim, her namaz (abdest diye de rivayet var) vakti dişlerini misvakla temizlemelerini emrederdim.” buyurarak, yüce dinimizin diş fırçalamaya verdiği öneme işaret eder.

Sağlıklı bir ağızda birçok bakteri olduğu, ancak bunların belli bir denge içerisinde bulunduğu ve normal şartlarda hastalık oluşturmadığı bilinmektedir. Diş fırçalama işlemleri yapılmadığında, özellikle hastalık oluşturma potansiyeline sahip bakteriler sayıca artarak diş plâğı oluşturur. Buradan da anlaşıldığı gibi, diş plâğı oluşturan bakterilerin tamamına yakını, dışarıdan alınan besinlerden ziyade ağızda bulunan bakterilerin çoğalmasıyla ortaya çıkar. Ağız içinde bulunan 500 farklı bakterinin sadece küçük bir kısmı (yaklaşık 10 kadarı) diş eti hastalığı oluşturmada müessirdir ve bunlar normalde ağızdaki diğer bakterilerle denge içerisinde yaşar. Bu zararlı bakteriler çoğalabilmek için gerekli besin ve enerji kaynağı olarak vücut sıvısı ve tükürük içindeki bazı maddeleri kullanır. Yani bakteriler dişler arasına sıkışan yemek artıklarından da beslenmesine rağmen, temel olarak bu yemek artıklarını sindirmeye çalışan tükürük içindeki enzimlerin faaliyetiyle açığa çıkan metabolik ürünlerden beslenir. Buradan da anlaşılacağı üzere diş temizliğiyle hem dişler arasındaki artıklar çıkarılır, hem de zararlı bakterilerin çoğalmasını sağlayacak muhtemel besin kaynaklarının oluşması engellenir. Yüce dinimizin insan sağlığına ne kadar önem verdiği hepimizin malumudur. Yine Resûlüllah (sas) Efendimiz: “Dört şey geçmiş peygamberlerin sünnetindendir: haya, güzel koku, diş temizliği ve nikah.” (Tirmizi-Nikah Babı-Ahmed Bin Hambel Müsned c:5 s:421.) buyurarak diş temizliğinin diğer peygamberlerin de sünneti olduğunu belirtmiştir.

Diş taşı, diş plâğının mineralizasyonu (sertleşmesi) sonucu oluşan sert birikintilerdir ve bunların genellikle dış kısmı mineralize olmamış yumuşak plâk tabakası ile örtülüdür. Diş taşının diş eti hastalığını doğrudan başlattığına dair bilgiler olmamasına rağmen, söz konusu yumuşak plâğın tesiri bilinmektedir. Diş taşı, dişe veya ağızdaki bütün sert yüzeylere sıkıca tutunur ve gözle görülebilir. Genellikle beyaz veya gri-sarıdır; ama sigara ve bazı gıda pigmentlerine (çay, kola gibi) bağlı olarak rengi değişir. Yine Resûlüllah (sas) Efendimiz dişleri sararmış birisine; “Böyle dişleri sararmış vaziyette dolaşmayınız, dişlerinizi temizleyiniz.” ikazı yaparak, mü’minlerin temiz dişlere sahip olmaları gerektiğini buyurmuşlardır. Diş plâğının diş taşına dönüşmesinde en önemli rolü tükürük üstlenmektedir. Bilhassa büyük tükürük bezi kanallarının açıldığı bölge olan üst çene büyük azı dişlerinin yanağa bakan yüzeylerinde ve alt çene ön kesici dişlerin dile bakan yüzeylerinde diş taşı yoğun bulunur.

Dişlerin üzerinde plâk ve diş taşı birikiminin artmasıyla diş eti hastalığının varlığı ve şiddeti arasında basit ve sıkı bir münasebet vardır. İstisnaî olarak, bazı hastalarda yıllardır plâk ve diş taşı birikimi olmasına rağmen, çok az diş eti iltihabı görülürken, bazılarında çok az plâk olmasına rağmen, yaygın ve şiddetli doku yıkımı bulunmaktadır. Bazı hastalarda da plâk ve diş taşı birikimi artışına uyumlu olarak şiddetli doku yıkımı olmasına rağmen, plâk ve diş taşı kaldırıldığında beklediğimiz iyileşme görülmeyebilir. Bu yüzden, diş eti hastalığının gelişmesini açıklamada sadece bakteri ve ürünlerinin yetersiz olduğu, hastalığın gelişebilmesi ve ilerleyebilmesi için bakteri ile bağışıklık sistemindeki immünglobülin A seviyelerinin ve genetik yatkınlığa bağlı duyarlılığın da önemli olduğu belirtilmiştir. Yani genel olarak kişinin savunma sistemi ne kadar zayıfsa, diş eti hastalığına yakalanma riski o kadar yüksektir. Bununla beraber, oluşan diş eti hastalıkları her zaman aynı hızda ilerlemez. Hastalık, genellikle çok hızlı yıkımların olduğu kısa süreli aktif dönem ve yıkımın durduğu, hattâ bir miktar doku tamirinin görüldüğü uzun süreli pasif dönem şeklinde seyreder. Eğer bağışıklık sistemine bağlı olarak aktif dönemler çok sık yaşanırsa, hastalığın ilerleme hızı çok fazla olur ve kısa süre sonra diş kaybı görülebilir.

Eğer dişler fırçalanmazsa, diş plâğı, diş-diş eti birleşiminde birikmeye başlar ve içinde zararlı bakterilerin sayısı artar. Ağız bakımı yapılmadığı sürece, hastalık oluşturabilecek bu bakteriler veya bunların ürünleri, diş-diş eti arasındaki oluktan ilerleyerek diş etinin içine girer. Sonrasında buradaki sağlam doku, yerini iltihaplı dokuya bırakır. Eğer bu aşamada dişler fırçalanırsa, bu iltihaplı doku ortadan kalkar ve eski sağlıklı dokuya dönüşebilir. Hastanın ağrısı olmaz; ama hasta, diş etlerindeki kanamadan şikâyetçi olur. Ancak bakterilerin çoğalmasına izin verilirse, iltihap ilk önce diş ile kemiği birleştiren ipliksi bağları ve daha sonra da kemiği eritmeye başlar. Bu safhada hastanın yapacağı temizlik yeterli olmayacağından, hastanın bir hekim tarafından tedavi edilmesi gerekir.
Netice olarak, çürük teşekkülünde tesirli olduğuna inanılan zararlı bakteriler, diş eti hastalığının oluşumunda temel rolü oynayabilir. Ağrılı olan çürük dişlerden çok korkulmasına rağmen, asıl tehlike, şiddetli diş eti hastalıklarıdır. Çürüme sadece ilgili dişte görülür; ama diş eti hastalığı, bütün diş etlerine tesir eder ve belki de dişlerin kaybına sebebiyet verir. Ağız sağlığının korunması, diş eti hastalığının tedavi edilmesinden daha kolay ve ekonomiktir. Bunun için en tesirli yol, aynı zamanda sünnet olan, dişlerin fırçalanmasıdır. (Doç.Dr. Şahin ENES)

Reklamlar

Entry filed under: Ağız ve Diş Sağlığı, Sağlık ve Tıp.

Kemoterapide sona doğru Kalbdeki Mu’cize Yapılar Kapakçıklar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Language

Sağlık & Yaşam'dan Ingilizce Sağlık Haberleri
For English:Click for English Language

Bu Sitede Sigara İçilmez!

Image Hosted by ImageShack.us
Sağlıklı bir Yaşam için Sigara içmeyiniz

Uzman Doktorlara Sorun!

Uzman Doktorlara Sorun Sorulariniz icin Uzman Doktorlara danışın.Sormak icin Tiklayiniz!

Üyelik

Sağlık Haberlerini E-mail yoluyla almak icin Tiklayiniz

Ziyaretçi Sayısı

  • 310,435 Kisi

Arşivler

Aralık 2006
P S Ç P C C P
« Kas   Şub »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Toplist

Iletisim:

saglikveyasam@gmail.com

Kitapyurdu’nda Sağlık-Tıp Kitapları

internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.


%d blogcu bunu beğendi: